Bizimle bağlantı kur

Bilim

Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Türkiye’ye Etkileri, Betonlaşma! Mühendis Gözünden…

Küresel ısınma nedir ? ne değildir ? Ülkemiz’de ki iklim değişikliği. Kuraklık ve çölleşme, Ekonomiye etkisi. Jeoloji mühendisi gözünden…

Buzullar eriyor, deniz seviyeleri yükseliyor, yağmur ormanları ölüyor ve vahşi yaşam hıza ayak uydurmak için çabalıyor. İnsanların geçen yüzyılın ısınmasının, modern yaşamlarımıza güç verirken ısıyı kesen gazlar bırakarak buna neden olduğu netleşiyor. Sera gazı denilen bu gazın seviyeleri son 650.000 yıldan daha yüksek seviyelerde.
Küresel ısınmayı biz çağırıyoruz, Yerkürenin iklimi ya da bir yerden diğerine kadar değişen uzun vadeli hava düzenlerinde bir dizi değişikliğe neden oluyor. Dünya her gün dönerken, ısı da onunla birlikte döner, okyanusların üzerinde nemi toplar, burada yükselir, burada yerleşir. Tüm canlıların güvenebileceği iklim, ritimlerini değiştiriyor.
Bu ısınmayı yavaşlatmak için ne yapacağız? Harekete geçirdiğimiz değişikliklerle nasıl başa çıkacağız? Her şeyi anlamaya çalışırken, bildiğimiz Dünya’nın yüzü; kıyılar, ormanlar, çiftlikler ve karla kaplı dağlar dengede kalıyor.

 

Sera etkisi

“Sera etkisi”, Dünya atmosferindeki bazı gazların ısınmasıyla gerçekleşen ısınma türü. Bu gazlar ışık saçar, ancak bir seranın cam duvarları gibi ısının kaçmasını engeller.

İlk olarak, güneş ışığı yeryüzünün üzerinde emilir ve daha sonra ısıya dönüşerek geri atmosfere yayılır. Atmosferde, “sera” gazları bu sıcaklığın bir kısmını tutuyor ve geri kalanlar uzaya kaçıyor. Atmosferdeki daha fazla sera gazı daha fazla ısı tutacaktır.

Bilim adamları, sera etkisi hakkında, atmosferin olmaması halinde Dünya’nın daha soğuk olacağını hesapladıklarında, bu durumu görmüşlerdi. Bu sera etkisi, Dünya’nın iklimini yaşanabilir kılan şeydir. Bu olmadan, Dünya’nın yüzeyi yaklaşık 15.5 C ortalama sıcaklığında olurdu.
İnsanların sera etkisi yapan karbondioksit üreterek sera etkisini artırabildiğini keşfedilmişti. Bu durumda bize küresel ısınma konusunda sofistike bir anlayış veren 100 yıllık iklim araştırmasını başlattı.

Sera gazı seviyeleri Dünya tarihinin üzerinde artmaya başladı, ancak son birkaç bin yıldır oldukça sabit kaldı. Küresel ortalama sıcaklıkları, bunca yıl geçen zamana kadar, oldukça sabit kalmıştır. Fosil yakıtların ve diğer sera gazı emisyonlarının yakılmasıyla insanlar sera etkisini arttırmakta ve Dünya’yı ısıtmaktadır.

Bilim adamları genellikle küresel ısınma yerine “iklim değişikliği” terimini kullanırlar. Bunun nedeni, Dünya’nın ortalama sıcaklık artışları, rüzgârlar ve okyanus akıntıları, dünyanın çeşitli bölgelerini ısıtarak, bazı bölgeleri soğutarak, diğerlerini ısıtarak ve düşen yağmur ve kar miktarını değiştirecek şekilde hareket etmeleridir. Sonuç olarak, iklim farklı alanlarda farklılaşmakta.

 

Sıcaklık değişimleri doğal değil mi?

Dünyadaki ortalama sıcaklık ve karbondioksit konsantrasyonları (başlıca sera gazlarından biri) yüzlerce yıllık bir döngü üzerinde dalgalandı ve Dünya’nın güneşe göre konumu değişti. Sonuç olarak geçmişte buzul çağ geldi ve gitti.
Ancak, binlerce yıl boyunca, atmosferde ki sera gazı emisyonları, doğal olarak emilen GHG(sera gazları)’ler tarafından dengelenmişti. Sonuç olarak, GHG konsantrasyonları ve sıcaklık oldukça kararlı olmuştur. Bu istikrar, insan uygarlığının tutarlı bir iklim içinde gelişmesine izin verdi.
Bazen diğer faktörler de küresel sıcaklıkları basit olarak etkiler. Örneğin volkanik püskürmeler, Dünya yüzeyini geçici olarak soğutan parçacıklar yayar. Ancak bunların birkaç yıldan fazla kalıcı etkisi yoktur. El Niño (Peru’nun kıyı şeridi yakınlarında her iki ila yedi yılda bir ortaya çıkan tek sıcak su akıntısıdır.) gibi diğer döngüler de oldukça kısa ve öngörülebilir döngüler üzerinde çalışır.
Şimdi insanlar, endüstriyel devrimden bu yana atmosferdeki karbondioksit miktarını üçte bir oranında artırdılar. Bu genişliğin tarihsel olarak binlerce yıl süren değişimleri var, ancak şimdi onlarca yıl boyunca gerçekleşiyor. Yani değişim hız kazandı…

Endişelenmeli miyiz ???

Sera gazlarındaki hızlı artış, büyük bir problem, çünkü iklimi, bazı canlıların uyum sağlayabileceğinden daha hızlı değiştirmekte. Ayrıca, yeni ve henüz tahmin edilemez bir iklim, tüm yaşam için benzersiz zorluklar doğurmaktadır.
Tarihsel olarak, Dünya’nın iklimi, bugün gördüğümüz sıcaklıklar ve Kuzey Amerika ve Avrupa’nın çoğunu kaplayan büyük buz tabakalarının yeterince soğuk olduğu sıcaklıklar arasında düzenli olarak ileri ve geri kaymıştır. Bugünkü ortalama küresel sıcaklıklar ile bu buzullar arasındaki fark sadece yaklaşık 5 santigrat derecedir (9 derece Fahrenheit) ve bu dalgalanmalar yüzbinlerce yıl boyunca yavaş yavaş gerçekleşiyor.

Artan sera gazı konsantrasyonları ile Dünya’nın kalan buz tabakaları (Grönland ve Antarktika gibi) da eriymeye başlıyor. Ekstra eriyen su potansiyel olarak deniz seviyesini önemli ölçüde artırabilir.
Cıva yükseldikçe, iklim beklenmedik şekillerde değişebilir. Deniz seviyelerinin yükselmesine ek olarak, hava daha şiddetli boyutlara ulaşabilir. Daha yoğun büyük fırtınalar, daha fazla yağmur, daha uzun ve kurak kuraklık (bitkileri yetiştirme zorluğu), bitkilerin ve hayvanların yaşayabileceği aralıklardaki değişiklikler ve tarihsel olarak buzullardan gelen su kaynaklarının kaybı anlamına gelir.

 

Türkiye’ye Etkileri

Türkiye karmaşık iklim yapısı içinde, özellikle küresel ısınmaya bağlı olarak, görülebilecek bir iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden birisi. Doğal olarak üç tarafından denizlerle çevrili olması, sorunlu bir topografyaya sahip olması ve orografik özellikleri nedeniyle, Türkiye’nin farklı bölgeleri iklim değişikliğinden farklı biçimde ve değişik boyutlarda etkilenecek. Örneğin, sıcaklık artışından daha çok çölleşme tehdidi altında bulunan Güney Doğu ve İç Anadolu etkilenirken, kurak ve yarı kurak bölgelerle yeterli suya sahip olmayan yarı nemli Ege ve Akdeniz bölgeleri daha fazla etkilenmiş olacak. Kurak ve yarı kurak alanlarındaki su kaynakları özellikle kentlerdeki su kaynaklarının durumu, sorunlara yenilerini ekleyecek ve içme amaçlı su ihtiyacı daha da artacaktır.

Türkiye’de, uzun yıllar yağış ortalaması 631 mm iken, yağış miktarı, 1999 yılında %15 oranında, 2000 yılında ise %7 oranında azalmış. Ortalama yağışın azalması yanında, yağış rejimindeki sapma da dikkat edilmesi gereken bir olaydır. Yağış miktarında meydana gelen bu azalışlar ve yağış rejimindeki sapmalar, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, kuraklığa neden olan şartların devam etmesi hâlinde, gelecek yıllarda suyla ilgili daha büyük sıkıntılar meydana gelebilecek. Tarım alanlarının korunması pek çok ülkede, ulusal güvenlik kaygılarından biri hâline gelmiştir ancak ülkemizde bu önlemlerin söz konususu olmasını geçtim gündeme bile gelmemektedir. Tarım alanlarının kötü kullanımı, su yönetim eksiklerine bağlı su baskınları, tuzlanma, çoraklaşma, aşırı pestisit (tarım ilacı) ve gübre kullanımına bağlı kirlenme bunların başında gelmektedir. Suyun tarımdaki vazgeçilmez önemi nedeniyle, temiz su sıkıntısı pek çok bölgede, tarımsal üretimin karşısındaki en büyük kaynak kısıtlaması hâline gelmiştir. Nitekim ülkemizin bazı önemli hububat üretim merkezlerinde, ürün kayıplarının % 40- 50 oranına ulaştığı gözlenmektedir. Türkiye’nin özellikle çölleşme tehlikesi bulunan İç Anadolu, Güney Doğu Anadolu, Ege ve Akdeniz Bölgeleri gibi yarı kurak ve yarı nemli bölgelerinde tarım, ormancılık ve su kaynakları açısından olumsuz etkilere yol açabileceği uyarıları yapılmakta ancak hala önlem alınmamaktadır. İklim kuşakları yer kürenin jeolojik geçmişinde olduğu gibi, ekvatordan kutuplara doğru yüzlerce kilometre kayabilecek, bunun sonucunda Türkiye, bugün Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hâkim olan sıcak ve kurak iklim kuşağının etkisine girmesi olasılığı yüksektir.


Ne yazık ki Ülkemizde gerekli araştırmalar yapılmamakta, önlemler alınmamakta, bunun sonuncunda ise Küresel ısınmanın etkilerini şimdiden görmeye başlıyoruz. Bu konuda üniversitelerimizin yetersiz kaldığı gibi, Ankara ticaret odası gibi alakasız kuruluşlar küresel ısınma raporları sunmaktalar. (Ne alaka)

Ülkemiz’de İklim değişikliğinin hız kazanmasının, sera gazları vb etkenler dışında daha önemli bir nedeni de var. BETONLAŞMA!

İklim değişikliğinde Betonlaşmanın etkisi

Önceden açıkladığımız gibi Güneş ışınları yüzeylere çekilir. Çekilen bu ışıma sıcaklık olarak tekrar atmosfere yayılır. Şehirler, özellikle büyük şehirler de hızla artan sanayileşme, inşaat, asfalt yol artışı ve bununla beraber kaybedilen ormanlar(Ağaçlar ve bitkiler sadece yağışı kontrolde değil, zemini soğutmakta çok önemli görev üstleniyorlar. Şehirlerin bir diğer sorunu koyu rengin hakim olması, asfalt gibi. Bunlar ısıyı yansıtmak yerine emiyor), araziler, sulak tarım arazileri iklim değişikliğini inanılmaz ölçüde hızlandırmaktadır. Beton alan, asfalt yol artışı, şehirlerin ısıyı daha fazla çekip atmosfere daha fazla ısı yaymasını, biriktirmesine neden olmakta. Kısaca daha iyi anlayabilmeniz için Şehir merkezinden 3-5 km uzaklaştığınız zaman sıcaklığın 2-5 derece azaldığını farketmişsinizdir.

İstanbul’da gerçekleşen sel durumları, İri taneli dolu, Yaz aylarında yağışların artması, kış aylarında dengesiz yağışlar ve sıcaklığın beklenin üzerinde seyretmesi bunun en temel göstergesi. Sadece istanbul değil diğer illerimizde de durumlar buna yakın.

Yıllık yağış miktarımız azalıyor, kuraklıklar artıyor, Orman arazilerimiz yok ediliyor, Rant peşinde koşan inşaat sektörü ve bilinçsiz sanayileşme, bilinçsiz şehirleşme, Sera gazları artışı, Klima etkisi gibi sayabileceğimiz, araştırılması gereken bir çok konu var iken ne yazık ki bu duruma sadece seyirci kalmaktayız. Unutmamamız gereken bir konu daha var. Küresel ısınma etkisi sadece iklim değişikliği, hava olayları, sıcaklık artışı gibi Dünya olayları değildir. Küresel ısınma, tarım arazilerinin yok olması, kuraklık ve bunun sonucunda susuzluk, fırtınalar, aşırı yağış gibi etkenlerin Ülke ekonomisine sekte vurması, hatta ve hatta Ülke ekonomimizi durdurması olasıdır. Kuraklık Barajları etkileyecektir. Böylelikle elektrik üretim gücümüz kısıtlanacak. Kuraklık veya Dengesiz yağışlar ekinlere zarar verecektir. İri taneli dolu, sel baskınları şehirlerde hasarlara neden olacaktır. Aşırı sıcaklar insan yaşamını olumsuz etkileyerek solunum yolu ve kalp rahatsızlıklarının artışına destekte bulunacak. Yok olan orman ve artan karbondioksit miktarı oksijen seviyemizde düşüşlere neden olup hava kirliliğini arttıracaktır gibi sayısız örneklerle bu ekonomik ve sağlığa etkileri – zararları arttırılabilir.

Jeoloji’de uydu görüntüleri verileri ile elde edilen sonuçlar hiç iç açıcı görünmüyor. Termal sıcaklık bantları baz alınarak oluşturduğumuz Değişim analizleri tablolarında küresel ısınmanın her 2 senede bir ortalama 0.05 – 0.10 santigrad derece sıcaklıkları yükseltiğini görmekteyiz.

Gereken önlemleri kişisel olarak almamız bile bu etkilerin azaltılmasına katkıda bulunabilir. Dünya’mızı ancak bilinçli nesiller oluşturarak var edebiliriz….

0 kullanıcılar (0 oylar)
Faydalı0
insanlar ne diyor Puan verin
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Puan verin

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Tıkla yorum yap

Mesajını Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir